DijitalPaNO

#dijital #pazarlama #etkinlikler #sosyalmedya #reklam #agilemarketing #işletmeler

Bilinçli İşletme, Samimiyet ve Garanti Bankası – Gezi Parkı’ndan Bakış

Bilinçli İşletme, Garanti Bankası'na Gezi Parkı'ndan Bakış

Bilinçli İşletme, Garanti Bankası’na Gezi Parkı’ndan Bakış

Olaylar bir gece yarısı Taksim Gezi Parkı’nda başladı. Yayalaştırma Projesi adı altında Gezi Parkı’na yıkım amaçlı giren kepçeler, önce 50 kişilik bir grubun direnişi ile karşılaştı. Kepçeler maalesef ki birkaç ağacı söktü ama direnişçilerin kararlı mücadelesi diğer ağaçları ve Gezi Parkı’nı kurtarmaya yetti.  50 kişilik grup parkta sabaha kadar nöbet tuttu. Sonraki günde de ağaçları sökmeye kararlı görünen kepçeler,  bu defa Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in kendini kepçelerin önüne siper etmesi ile durdurulabildi. Tam da bu noktadan sonra, Türkiye bambaşka bir döneme uyandı.

Belki de yıllarca susmuş olmanın verdiği kuvvet/istekle; cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir halk hareketi başladı.

Direnişin 3üncü gününde sabaha karşı TOMA denilen araçlarla göstericileri “dağıtmaya” çalışan polis, bir türlü direnişçilerin kararlılığını kıramadı. Gösterici sayısı her geçen gün arttı. Protesto biçimleri değişti, bir gün polislere kitap okuyor, başka bir gün yoga yapıyor, bir diğerinde “duruyorlardı”.

Artık gösteriler sadece Gezi Parkı için değildi. Sürekli kendisine neyi nasıl yapması gerektiğini empoze etmeye çalışan hükümetin “paşa gönlüm böyle istedi” yaklaşımınaydı.

Olaylar İstanbul dışındaki illere de yayıldı. Hükümet politikası pek çok ilde protesto ediliyordu.

Göstericilerin kararlılığı ve gösteri biçimlerinin barışçıllığına karşılık polis müdahalesi sertti. Gösteriler süresince 10 bine yakın kişi yaralandı. 4 kişi hayatını kaybetti. Göstericilerden birini vuran polis tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.  Taksim ve civarındaki yerleşim birimlerine uzun süreli olarak biber gazı atıldı. Göstericiler dışında bu bölgelerde yaşayan çocuk/bebek/yaşlı/hasta halk gazdan etkilendi. TOMA’ların yeterli olmadığı düşünülerek helikopterlerden gaz bombaları atıldı. Başbakan olaylarda “kahramanca” davrandıklarını söylediği “polisine” teşekkür etti, olaylarda görevli polisler ikramiye ile “ödüllendirildi”.

Olaylar süresince hükümet yetkililerinin açıklamaları devam etti. Gezi Parkı’na “istenirse” AVM, kışla, cami, “barok” opera binası yapılabileceği açıklandı. Taksim direnişçileri ile diyalog kurmayı “istediğini söyleyen” hükümet, ağırlıklı olarak magazin dünyasından kişilerle görüştü. Hükümet yetkililerinin açıklamalarında ve üslubunda bir değişiklik olmadı.

Taksime giden yollar kapatıldı, metro seferleri iptal edildi. Bir grup gösterici Boğaz Köprüsü’nü yürüyerek geçti.

Gösterilerde bulunamayanlar, hükümeti evlerinde tenceri-tava çalarak protesto etti.

Gösteriler ülkelere yayıldı.

Bir araya gelmesi mümkün görünmeyen pek çok grup bir araya geldi. Direniş diğer parklara da taşındı. Parklarda ortak kararlar alınarak hareket edilmeye başlandı.

Tüm bunlar 1 aylık bir sürede gerçekleşti.

2013 Yılı’nın Haziran ayı Türkiye tarihine “Gezi Parkı Direnişi” başlığı ile yazıldı.

Sosyal Medya – Geleneksel Medya’ya Karşı

Bu barışçıl ve ne istediğini açıkça/korkmadan söyleyen halk hareketinin en önemli özelliği; hareketin sosyal medya üzerinden başlayıp devam etmesi ve yayılmasıydı.

Türkiye sosyal medya sayesinde bambaşka bir yarına uyandı.

Halk sosyal medya sayesinde; daha önce Türk medyasında pek de şahit olmadığı “gerçeklerle” tanıştı:

  • Barışçıl eylemler yapan insanların üzerlerine, hastanelere hatta evlerin içine polis tarafından orantısız şekilde biber gazı atılıyor, TOMAlar ile su sıkılıyordu.
  • Hükümet yetkililerin söyledikleri ile görünen birbirini tutmuyordu. Hükümetin “Marjinal” diye adlandırdığı gruplar; yaşlılar-anneler-gençlerden başkası değildi. Yetkililer “müdahale yok” dedikten kısa bir süre sonra müdahale başlıyordu.
  • Polis kendi vatandaşına bitmek bilmez bir öfke ile davranıyordu. TOMA’ların, biber gazının yetmediğini düşündükleri anlarda devreye helikopterlerden atılan gaz bombaları giriyordu.
  • Direnişin aktif olduğu İstanbul ve Ankara’da, direnişçiler ve eylemlerin yapıldığı mahalle sakinleri arasında inanılmaz bir dayanışma vardı. Mahalle sakinleri direnişçilere evlerini açıyor, su/limon/ilaç/yiyecek vb. yardımlarda bulunuyorlardı.

Sosyal medya üzerindeki hareklilik haber almanın dışındaki alanlara da yayıldı: Olaylarla ilgili videolar, besteler, mizansenler yapıldı, şarkılar söylendi, şiirler, metinler, karikatürler paylaşıldı. Herkes Türk halkının mizah çıtasını yükselttiğini konuşmaya başladı.

Geleneksel Medya’da Durum

Tüm bu olaylar devam ederken, yukarıda anlatılanların tamamı geleneksel medyada yukarıda anlatıldığı biçimden çok farklı şekilde yer aldı.

Olaylar süresince geleneksel medya hükümet yanlısı yayın yapmakla suçlandı.

Bir günde 6 ulusal gazete aynı manşetle yayınlandı.

Geleneksel medyanın güvenilirliği az çok konuşulurdu belki ama hiçbir zaman Gezi Olayları’nda olduğu kadar sorgulanmadı, medya hiçbir döneminde bu derece inandırıcılığını kaybetmedi.

Medyanın inandırıcılığının sorgulanması öyle bir noktaya geldi ki halk “biz 30 yıldır kürt sorununu bu medyadan dinliyormuşuz, kürt kardeşlerimize haksızlık etmişiz” der oldu.

NTV ve Doğuş Grubunda Durum – Geçmişe Bakış ve Gezi Olayları ile Durum Değerlendirmesi

Gelelim NTV’de neler olduğuna.

Bundan önce dilerseniz kısaca “NTV’yi nasıl bilirdik” sorusu üzerinden ilerleyelim.

NTV, Doğuş Grubu’na geçmeden önce genellikle aynı istikrarlı çizgide ilerledi. Yayın politikası dışardan bakınca tarafsız görünüyor, ilkeli haberciliği takdir ediliyordu. Yayınladığı belgeseler, spor, kültür programları her zaman diğer kanallardan bir üst kalitede yapımlar gibi duruyor, halk üzerinde “NTV’de yayınlanıyorsa doğrudur/kalitelidir.” algısı yaratıyordu. Ortanın üzerinde bir kültür düzeyi olan izleyici NTV izliyordu.

Doğuş Grubu’na geçmesi ile birlikte değişim başladı. Önce tanınmış haberciler/programcılar NTV’den ayrıldı. Yayınlarda yavaş ama istikrarlı bir şekilde daha hükümet yanlısı bir dil kullanılmaya başlandı. Gene de bu değişim pek çok izleyicisi tarafından pek de fark edilmemiş/önemsenmemiş olacak ki, Gezi Olayları sonrası adeta dananın kuyruğu koptu.

Ortada gözle görülürden öte neredeyse elle tutulur bir “taraflı” yayıncılık vardı.

NTV; diğer pek çok ulusal TV kanalı gibi, ilk günlerinde Gezi olaylarından hiç söz etmedi. Gezi Parkı’na polisin yoğun müdahalelerinin olduğu sırada belgeseller yayınlıyor, haber bültenlerinde bu konudan söz etmiyordu.

Sonrasında NTV’yi protestolar başladı. Sosyal medya üzerinden başlayan protestolar, kısa sürede yayıldı. Halk sosyal medya üzerinden Doğuş Grubu’na bağlı tüm şirketleri boykot etmeye çağırılıyordu.

Ve işler Garanti Bankası’nın boykotu edilmesine kadar ilerledi.

Gezi Olayları ve Garanti Bankası

Tüm kanallar aynı yanlı yayını yaparken, neden NTV izleyicileri kanalın bağlı olduğu grubun şirketlerini protesto etmek istediler?

Cevabı sanırım samimiyetsizlik ve kandırılmışlık hissi.

Doğuş Grubu’na bağlı tüm şirketlerin müşterisi, Gezi direnişçileri ile aynı gruptandı. Orta ve ortanın üzerinde kültürel birikime sahip grup… Direnişçiler Gezi Parkı eylemlerinde polisten gaz yerken, özgürlük/daha iyi yaşam koşulları için mücadele ederken,  şiddet görürken, yaralananlar, hayatını kaybedenler olurken Doğuş Yayın Grubu’nun düpedüz yanlı yayın yapması; bizzat müşterileri tarafından ihanet olarak algılandı.

Doğuş Grubu’nun yenilikçi, genç, çağdaş, değişime açık şirketlerine hiç uymuyordu yayın grubunun yaklaşımı. Ortada ciddi bir samimiyetsizlik vardı.

Doğuş Grubu’na ait tüm şirketlerin listesi sosyal medyada paylaşıldı. Yayın grubuna ait TV’lerin izlenmemesi, dergilerin satın alınmaması çağrısı yapıldı. Doğuş Grubu şirketleri boykot ediliyordu.

Boykotun uygulanabileceği en uygun iki alandan biri gıda sektörüydü.

İkincisi bankacılık sektörü oldu. Garanti Bankası boykottan nasibini aldı. Üstelik de en yüksek katılımla.

Gezi direnişçileri Garanti Bankası’nı boykot için sosyal medya üzerinden harekete geçti. Boykot kısa sürede yayıldı. Sosyal medya kanallarında anti-garanti hesapları oluşturuldu, hesaplar kısa sürede onbinlerle ifade edilen takipçi sayılarına ulaştı. Boykota katılanlar Garanti Bankası’ndaki hesaplarını kapatıyor, kredi kartlarını iptal ettiriyorlardı.

Garanti Bankası’nın hisseleri borsada değer kaybetmeye başladı.

Banka Genel Müdürü kötü giden durumu kurtarabilmek amacıyla çıkıp “Ben de çapulcuyum” açıklaması yaptı. Bu açıklama Gezi direnişçilerine inandırıcı gelmediği gibi hükümetin de hoşuna gitmedi. Başbakan Garanti Genel Müdürü’nü kastederek “Bir bankanın genel müdürü bu vandalizmi destekliyorsa, onlar karşılarında bizi bulacaktır” dedi. Garanti Hisseleri borsada değer kaybetmeye devam etti.

Gelinen son noktada başta Garanti Bankası olmak üzere, Doğuş Grubu’na bağlı tüm şirketler mevcut ve potansiyel müşterileri gözünde ciddi bir itibar kaybına uğradı.

Garanti’nin Yakın Geçmişteki İletişim Politikası

Oysa özellikle de Garanti Bankası pek çok “yenilikle” müşterisinin gönlünü kazanmıştı.

Bankanın efsaneleşen Genel Müdürü Akın Öngör ile başlayan süreçte Garanti pek çok yeniliğe imza attı. Bankacılık hizmetlerinden, insan kaynağına, iletişime ve reklamlara kadar her alanda fark edilir değişimler yaşandı.

Garanti’nin yenilikçi uygulamaları pek çok alanda ödüllendirildi. Internet bankacılığı birkaç defa Türkiye’de ve Avrupa’da ödüller aldı. Türk reklam tarihinde önemli yere sahip “su satıp işlerini büyüten sevimli çocuk” reklamı bu dönemde yapıldı. Garanti Bankası Euromoney tarafından dünyanın en iyi bankası seçildi.

İç iletişimdeki demokratik yapı vurgulandı. Bu eşitlikçi yaklaşım müşteriyle iletişime yansıdı.

Tek kelime ile özetleyecek olursak Garanti Bankası’nın o günlerde yaptığı bir “devrim”di.

Garanti Bankası’nın müşterileri bankalarını tam da bu özelliklerinden dolayı sevdi.

Son birkaç yılda yaptığı ve eleştirilen reklamlarını ve hizmet kalitesindeki bir miktar düşüşü önemsemezsek, Garanti Bankası akıllarda daima bu özellikleri ile kaldı.

Şimdi hep birlikte düşünelim lütfen. Bu özelliklerle NTV’nin tam da bu özelliklere zıt yayın tutumu sizce de çelişmiyor mu? Garanti Bankası müşterileri kendilerini ihanete uğramış hissetmekte haklı değiller mi?

İşletmeler ve Bilinç – Samimiyet

Bilinç kısaca ne yaptığımızın farkında olma hadisesi diyebiliriz. İşletmeler için de durum aynı.

Ferit Şahenk’in kişisel olarak hükümete yakın olma tutumu, pek çok işletmesini ama özellikle de onca emek verilmiş Garanti Bankası’nı nereden nereye getirdi…

Sadece kendisi itibar kaybetmekle kalmadı, işletmelerini de itibar kaybına uğrattı.

Düşündüğü ve yaptığı arasındaki çelişki, kendisini var eden halk nezninde ihanet olarak algılandı.

Bir tarafa samimiyetsiz olduğu kesin; ama bu taraf hangi taraftı? Bu sorunun cevap bulamaması her iki tarafça istenmemesine de neden oldu.

Şimdi ne olacak? Bunu zaman gösterecek.

Kan kaybettiler, bir miktar daha kaybedecekler gibi görünüyor.

Toparlanıp, kendilerine gelmeleri  zaman alacak, bunu da kestirebiliyoruz.

Ama emin olduğumuz bir şey var ki, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

Gezi ile başlayan süreçte değişim iyiden, adilden, samimiden, şeffaftan yana olacak.

Bireylerin ihtiyaçları/inançları kurumlar tarafından anlaşılmadığı, kurumlar içinde temsil edilmediği sürece bireyler bu kurumları kabul etmeyecek.

Şirket yöneticileri kişisel değil kurumu/kurumun inançlarını temsil eden ilişkiler kuracak. Bu ilişkiler istikrarlı bir tutumla yönetilecek.

Kendilerini var edenin güç dengeleri değil, bizzat ürettikleri ürünü/hizmeti kullananlar olduğunu anlayabilen işletmeler yaşayabilecek.

İşletmeler “mış gibi” yapamayacak. Kendi karakterleri ile var olabilecek.

Müşterisine, çalışanına saygılı, tutarlığı hedef alan bir yaklaşım gelişecek, işletmelerin yaptığı ile söylediği çelişmeyecek.

Değişim sokakta, her yerde olacak. Bu değişimi okuyup içselleştirebilen işletmeler sürdürülebilir başarıyı yakalayabilecek.

Gezi ruhu sürdürülebilir bir gelecek için her alanda sorgulamayı/değişimi hayatın bir parçası yapacak…

Emeğe/insana/doğaya saygılı, daha güzel bir dünya için #direngeziruhu

—–

Fotoğraf: http://www.freedigitalphotos.net/images/Other_Plants_g319-Clover_p145710.html

Reklamlar

One comment on “Bilinçli İşletme, Samimiyet ve Garanti Bankası – Gezi Parkı’ndan Bakış

  1. Geri bildirim: Bilinçli Tüketici ve Beklentileri | DijitalPaNO

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: